Şanlıurfa (Riha) ovasının ortasında yükselen tepe, insanlık tarihinin bilinen en eski tapınak kompleksini barındırıyor. Yaklaşık 12 bin yıl önce, henüz tarımın bile başlamadığı bir çağda inşa edilen bu yapı, arkeolojinin bildiği her şeyi yeniden yazdı. Bugün dünya bu mekanı "Göbekli Tepe (Xerabreşkê)" olarak tanıyor. Oysa bölgede yaşayan halkın bu yere yüzyıllardır verdiği isim başka: Xerabreşkê.
Kürtçe'de xerab "harabe", reşk ise "kutsal" anlamına gelir. Yani bölge halkının dilinde bu mekan "Kutsal Harabe"dir. Klaus Schmidt liderliğindeki ekibin 1995'te kazılarla ulaştığı sonuç — yani buranın bir tapınak olduğu — yerel halkın isminde zaten asırlardır kodlanmıştı. Türkçe "Göbekli Tepe (Xerabreşkê)" ismi ise yalnızca tepenin fiziksel şekline atıfta bulunur: ortası şişkin, göbek gibi yuvarlak bir yükselti. Mekanın kutsallığıyla, işleviyle, anlamıyla hiçbir bağı yoktur.
İsmin Akademik Literatüre Girişi
"Göbekli Tepe (Xerabreşkê)" etiketi yaygın inanışın aksine Klaus Schmidt'in tercihi değildir. İsim, akademik kayıtlara 1963 yılında girdi. İstanbul Üniversitesi ile Chicago Üniversitesi'nin ortak yürüttüğü "Güneydoğu Anadolu Tarihöncesi Araştırmaları Projesi" kapsamında Amerikalı arkeolog Peter Benedict bölgeyi yüzey araştırması sırasında belgeledi. Benedict tepenin gerçek niteliğini fark edemedi, sıradan bir Neolitik mezar tepesi olarak kayda geçirdi ve 30 yıl boyunca kimse oraya dönmedi.
Ancak isim verildi: Göbekli Tepe (Xerabreşkê).
1960'lar, Türkiye'de Kürtçenin kamusal kullanımının fiilen yasaklı olduğu, "Kürt diye bir halk yoktur" söyleminin resmi devlet politikası olduğu yıllardı. 1949 sayılı il idaresi kanunu ve 1957'de kurulan Ad Değiştirme İhtisas Kurulu eliyle binlerce yer ismi — Kürtçe, Ermenice, Rumca, Süryanice — sistematik olarak Türkçeleştiriliyordu. Böyle bir iklimde Amerikan-Türk ortak projesinin Kürtçe bir ismi akademik kayda geçirmesi düşünülemezdi.
Schmidt Biliyor muydu?
1994'te Klaus Schmidt Benedict'in eski raporlarını taradı ve bölgeye döndü. Kazılar 1995'te başladı. Schmidt yıllarca Şanlıurfa'da (Riha) yaşadı, çoğu Kürt olan yerel işçilerle her gün sahada çalıştı. Bölge halkının tepeye verdiği ismi bilmemesi pratik olarak imkansızdı.
Buna rağmen tüm yayınlarında, sunumlarında, kitaplarında yalnızca "Göbekli Tepe (Xerabreşkê)" yazdı.
Bu sessizlik açık bir tehditten değil, sistemin işleyişinden kaynaklanır. Türkiye'de kazı izinleri Kültür Bakanlığı'ndan alınır, her yıl yenilenir. Yabancı arkeologlar Türk üniversiteleriyle ortak protokollerle çalışır. Schmidt sadece kendi kariyeri için değil, kurumu Alman Arkeoloji Enstitüsü'nün (DAI) Türkiye'deki tüm operasyonu için sorumluydu. Resmi yayınlarda devletin tanımadığı bir Kürtçe ismi öne çıkarmak, izinlerin yenilenmemesi, vize sorunları, Türk ortakların geri çekilmesi anlamına gelirdi. Sosyal bilimlerde bunun bir adı var: "anticipatory obedience" — önceden boyun eğme. Failin baskı uygulamasına gerek kalmaz; mağdur kendi kendini sansürler.
Bu Yalnızca Bir İsim Meselesi mi?
Soykırım kavramını yaratan hukukçu Raphael Lemkin, 1944'te bu kavramı tanımlarken yalnızca fiziksel imhayı değil, bir halkın dilini, isimlerini, kurumlarını ve kültürel hafızasını sistematik olarak yok etmeyi de kapsama dahil etmişti. Lemkin'in orijinal kavramı "kültürel soykırım"ı içeriyordu. 1948 BM Sözleşmesi tanımı sömürgeci devletlerin baskısıyla daralttı, sembolik imhayı dışarıda bıraktı. Yani kavramın kendisi siyasi olarak budandı.
Xerabreşkê'nin silinmesi tam olarak Lemkin'in orijinal tanımına uyar. Bir halkın binlerce yıllık coğrafi hafızasıyla bağını koparmak, mekan isimlerini değiştirmek, akademik literatürü yeni isimle sabitlemek — bunlar sıradan idari işlemler değil, kültürel sürekliliği yok etme araçlarıdır. Bir yerin ismini bilen, o yerle ilişkisi olan halktır. İsim silindiğinde, ilişkinin kanıtı da silinir. Sonraki nesiller "burası hep böyle anılmış" sanır.
Arkeolojiye Karşı İşlenmiş Suç
İronik olan şu: Xerabreşkê ismi, arkeologların 1994'ten sonra zorlukla ulaştığı bilgiyi — buranın bir tapınak olduğunu — zaten içinde taşıyordu. Reşk yani "kutsal" kelimesi, mekanın işlevini doğrudan ifade ediyordu. Yerel halk, akademisyenlerden binlerce yıl önce mekanın doğasını biliyor ve diline kaydediyordu.
Yerel hafıza, arkeolojinin en değerli kaynaklarından biridir. Bir mekanın halk arasındaki isminin, masallarının, ritüellerinin izi çoğu zaman kazıların ulaşamadığı bilgiyi taşır. Bu kaynağı siyasi nedenlerle kapatmak, yalnızca bir halka karşı değil, insanlığın ortak bilgi mirasına karşı işlenmiş bir suçtur. Türk devleti Xerabreşkê ismini silerken sadece Kürt kültürel hafızasını değil, arkeolojinin kendi çalışma malzemesini de yok etti.
Sessizliğin Bedeli
Bugün dünya çapında milyonlarca insan "Göbekli Tepe (Xerabreşkê)" hakkında belgesel izliyor, kitap okuyor, makale yayımlıyor. UNESCO Dünya Mirası listesinde bu isimle yer alıyor. Hiçbiri bölgede yaşayan halkın bu mekanı binlerce yıldır "Kutsal Harabe" olarak adlandırdığını bilmiyor. Bu cehalet tesadüf değil, kurumsal bir tercihin sonucu.
Sevan Nişanyan'ın Adını Unutan Ülke kitabı Türkiye'deki yer adı değiştirmelerini belgeleyen nadir çalışmalardan biridir; yazar bunun bedelini hapis ve sürgünle ödedi. Konuyu yazmak hâlâ kişisel risktir. Akademisyenlerin çoğu sustu, susuyor. Sessizlik sözleşmesi devam ediyor.
Xerabreşkê meselesi tek bir isimle ilgili değil. Bir halkın 12 bin yıllık bir mekanla kurduğu bağın, o bağa şahitlik eden kelimenin, akademik kurumların ve devlet politikasının ortak operasyonuyla silinmesiyle ilgili. Bu, mecazi anlamda değil gerçek anlamda tarihin katledilmesidir.
Bir tapınak kazıldı. Bir isim gömüldü. Sessizlik sürüyor.
Bu makale, Xerabreşkê/Göbekli Tepe meselesine ilişkin yapısal sorunları tartışmaya açmayı amaçlamaktadır. Mekanın resmi adı ile yerel adı arasındaki uçurum, salt bir dilbilim sorunu değil, kültürel hafıza ve tarih yazımı sorunudur.
